Ana Sayfa Hikayeler ve Anılar GÜMÜŞKENT İLKOKUL VE ORTAOKUL ANILARI

GÜMÜŞKENT İLKOKUL VE ORTAOKUL ANILARI

62
0

ORHAN HOCA

Kasabamız 1972’li yıllarda Ortaokula kavuşunca köyümüzün çocukları Nevşehir ve Gülşehir’e okumaya gitmekten kurtulmuştur. Hasan Tarım ve Orhan DUR bu yıllarda okulumuza ilk gelen öğretmenlerdendir. Bizler Hasan Tarım ve diğer öğretmenleri görmedik ancak Orhan DUR ile üç yıl öğrenim gördük. Bu süre zarfında tüm öğrencilerin hafızalarına Orhan DUR ile ilgili çeşitli anılar kazınmış olup dayağını yemeyen yoktur.

 

 Kasabamızın çocukları köy ortamında büyüdüğü için genellikle haylaz ve yaramaz olurlardı. Ders çalışmaktan ziyade sürekli kuzu ve koyun gütme,  kuş avlama, top oynama ve çeşitli oyunlarla vakit geçirdiklerinden bana göre Orhan hoca bu çocukların başkalarının malına zarar verme ve diğer kötü huylarından uzaklaştırmak amacıyla öğrencilerin derse çalışmalarını istemiş ve bunu da katı disiplin yöntemiyle göstermiştir. Bu yöntem doğru mudur bu tartışılır. Bir insana tüm yönleriyle kötü demek mümkün değildir. Muhakkak o insanın bir veya birkaç yönü iyidir. İşte bu iyi yönlerini görüp ona göre karar vermek lazımdır.

Kasabamızın çocukları köy ortamında büyüdüğü için genellikle haylaz ve yaramaz olurlardı. Ders çalışmaktan ziyade sürekli kuzu ve koyun gütme,  kuş avlama, top oynama ve çeşitli oyunlarla vakit geçirdiklerinden bana göre Orhan hoca bu çocukların başkalarının malına zarar verme ve diğer kötü huylarından uzaklaştırmak amacıyla öğrencilerin derse çalışmalarını istemiş ve bunu da katı disiplin yöntemiyle göstermiştir. Bu yöntem doğru mudur bu tartışılır. Bir insana tüm yönleriyle kötü demek mümkün değildir. Muhakkak o insanın bir veya birkaç yönü iyidir. İşte bu iyi yönlerini görüp ona göre karar vermek lazımdır.

Babalarımız zaten baştan öğretmenlere açık pirim verirlerdi. Eti senin kemiği benim hocam diyerek çocuğu öğretmene emanet ederlerdi. Hiçbir zaman çocuğunun gidişatı hakkında öğretmene danışmazlar ve bu çocuk ne yapıyor dersleri nasıl, hatta okuldan dayak yiyip gelse dahi neden dayak yediği sorulmaz ve eski tabirle –amma da bir olmuş Allah bilsin ne yaptın da yedin o dayağı diyerek çocuklarını suçlarlardı.

 Fakat bu gün kalenin havuzu ve civarında, acısu ve civarında ne kadar ağaç varsa onun öncülüğünde öğrenciler tarafından dikilmiş ve aradan yaklaşık 25 yıl geçmiştir. O güzelim kavak ağaçları yetişmiş ve güzel bir görünüme kavuşmuştur. İnsanımız özellikle acısuya dikilen çam fidanlarını yerinden sökmüş kendi bahçesine dikmiştir bu ayrı bir meseledir. Arada bir bizleri piknik yapmaya götürür, Yüksekli yolunda koşu müsabakaları ve çeşitli müsamereler düzenlerdi. Öğretmen yokluğunda din dersi, resim dersi gibi ek derslere girerdi.       Her ne olursa olsun Hz.Ali (r.a)’ın “bana bir kelime öğretenin bin yıl kölesi olurum” sözünü unutmamak gerekir. O zamanın şartlarına göre belki bu şekilde olması gerekiyordu. Gönül isterdi ki dayak atmasın iyi sözlerle bizleri ikna etsin ancak ne yapalım o insanın yapısı öyleydi. Bu kimse değiştiremez.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here